Dün, sevgili site sahibesinin yoğun isteği ve bir takım ön yorumlar neticesinde film için bilet alır durumda bulduk kendimizi. Genç Turkcell aboneliği sayesinde bu filme çok para vermemenin tesellisini hala yaşıyorum. Evet, bu cümleden çıkaracağınız gibi filmle ilgili çok fazla ve aşırı eleştirilerim olacak. Katlanamayacak izleyicilerin yazının buradan sonrasını okumamalarını rica ederiz; film sağlığınız için.
Filmimizin adı Unborn, 2009 gösterimli, orta ölçekli bir bütçe ve bolca görsel efekt ile hazırlanmış, güzel kadınların başına kötü şeylerin geldiği bir korku filmi. Evet, merak ediyorum, neden hep kötü şeyler güzel-yakışıklı vb. insanların başına gelir? Kader bu kadar kıskanç olabilir mi?
Günümüz aleminden ırak bir başka alemden, hayatımızın içine etmeye meyilli kötü bir ruhun, kapı bularak geçiş yapması hikayesinin biraz dallandırılarak, nazi dönemindeki deneylere dokunması ile kuruluyor cümleler ve ikizler ile ilgili biraz süslemenin ardından batıl inançlarla bezeniyor senaryomuz.
Güzel oyuncumuz ikizinin doğumda ölmesi, ailecek bu kötü ruhun gazabına uğraması gibi açıklayıcı diyalogların ardından daha filmin ilk dakikasında germeye çalışan yönetmenin sonraki dakikalarda ne gibi açıklamaları da gözümüze sokacağını merak ediyorsunuz.
Filmde, iPod, iPhone, Mac gibi güzide Apple ürünlerini bolca görüyorsunuz ayrıca. Demek ki, Apple ürünlerinin sırrı insan icadı olmadıkları diyebilir miyiz?

Filmde anne yadigarı bir film makarasının izlendiği sahnede, güzel kızımızın projeksiyon aletinin önünde olmasına rağmen perdede gölgesinin olmayışı, aynı iç çamaşırları ile günlerce gezebilmesi, poposunun her karede oluşu gibi durumların yanında, filmin başından itibaren cinsellik, seks ve doğum öğeleri ile filmin sonunu çıkartabiliyorsunuz.
Filmde açıklayıcı büyükannemiz olan biteni anlattıp ahirete intikal ettikten sonra sanırım asıl "korkulu dakikalar" başlamıştı. O kısmı kaçırmış olmalıyım, zira oturduğumuz titreşimli koltuklar neticesinde ara ara uyukladığımı itiraf edebilirim. Bu bölümde büyükkanemizin referans gösterdiği dünyadan bir haber hahamımız, bir gece ters dönmüş kafaya sahip bir köpek ile karşılaşana kadar mesleki mevkisinin farkında değildi. Peki büyükanne bu toy hahamı nereden buldu da referans gösterdi?
Bir yarda Kabbala -olayların tamamen İsrail, Yahudi öğretileri ve Kabbala çerçevesinde anlatımı garipti - öğretileri ile dolu, el yazmalı antika bir kitabın kütüphaneden göz göre göre çalınışına tanık oluyoruz. Şunu söylemeliyim ki, benim bildiğim hiçbir kütüphaneden bu kadar kolay bir kitabı -cin ali serisi de buna dahil- alıp çıkamazsınız ki öyle bir kitabın olduğu bir kütüphanede bunu yapabilmik... Enteresan doğrusu. Ayrıca her kitapta ait olduğu kütüphaneye ait bir etiket ya da benzeri bir işaret varken hahamın "bu kitabı nereden buldun?" diye sorması garip geliyor.
Buradan sevgili site sahibemize sesleniyorum. Biletimi hazırla :) Şimdi gelelim Kanatlı CineBonus ile ilgili düşüncelerime. O titreşimli koltukların her yüksek sesli sahnede titremesi can sıkıcı olabiliyor ve bir bağışıklık kazandığınızdan asıl yerlerde sizi korkutacak öğe olmamasına sebebiyet verebiliyor.
Film çıkışında -filmi izleyenler bilirler- sinemanın ortasında, yerde duran tek eldiven, filmden daha korkutucuydu. Ayrıca Aytaç'ın o kadar sahne ve efekt bir yana, bir trenden korkması daha eğlenceliydi. Eve dönüş yolunda, Öykü'nün canı sıkılmış bir çocuğun camın arkasında gizlenerek çıkardığı seslerden korkması, Nursel'in ise her sahnede yüzünü kapaması geceyi kurtaran artılardı.


