16 Ocak 2009 Cuma

Unborn



Dün, sevgili site sahibesinin yoğun isteği ve bir takım ön yorumlar neticesinde film için bilet alır durumda bulduk kendimizi. Genç Turkcell aboneliği sayesinde bu filme çok para vermemenin tesellisini hala yaşıyorum. Evet, bu cümleden çıkaracağınız gibi filmle ilgili çok fazla ve aşırı eleştirilerim olacak. Katlanamayacak izleyicilerin yazının buradan sonrasını okumamalarını rica ederiz; film sağlığınız için.

Filmimizin adı Unborn, 2009 gösterimli, orta ölçekli bir bütçe ve bolca görsel efekt ile hazırlanmış, güzel kadınların başına kötü şeylerin geldiği bir korku filmi. Evet, merak ediyorum, neden hep kötü şeyler güzel-yakışıklı vb. insanların başına gelir? Kader bu kadar kıskanç olabilir mi?

Günümüz aleminden ırak bir başka alemden, hayatımızın içine etmeye meyilli kötü bir ruhun, kapı bularak geçiş yapması hikayesinin biraz dallandırılarak, nazi dönemindeki deneylere dokunması ile kuruluyor cümleler ve ikizler ile ilgili biraz süslemenin ardından batıl inançlarla bezeniyor senaryomuz.

Güzel oyuncumuz ikizinin doğumda ölmesi, ailecek bu kötü ruhun gazabına uğraması gibi açıklayıcı diyalogların ardından daha filmin ilk dakikasında germeye çalışan yönetmenin sonraki dakikalarda ne gibi açıklamaları da gözümüze sokacağını merak ediyorsunuz.

Filmde, iPod, iPhone, Mac gibi güzide Apple ürünlerini bolca görüyorsunuz ayrıca. Demek ki, Apple ürünlerinin sırrı insan icadı olmadıkları diyebilir miyiz?



Filmde anne yadigarı bir film makarasının izlendiği sahnede, güzel kızımızın projeksiyon aletinin önünde olmasına rağmen perdede gölgesinin olmayışı, aynı iç çamaşırları ile günlerce gezebilmesi, poposunun her karede oluşu gibi durumların yanında, filmin başından itibaren cinsellik, seks ve doğum öğeleri ile filmin sonunu çıkartabiliyorsunuz.

Filmde açıklayıcı büyükannemiz olan biteni anlattıp ahirete intikal ettikten sonra sanırım asıl "korkulu dakikalar" başlamıştı. O kısmı kaçırmış olmalıyım, zira oturduğumuz titreşimli koltuklar neticesinde ara ara uyukladığımı itiraf edebilirim. Bu bölümde büyükkanemizin referans gösterdiği dünyadan bir haber hahamımız, bir gece ters dönmüş kafaya sahip bir köpek ile karşılaşana kadar mesleki mevkisinin farkında değildi. Peki büyükanne bu toy hahamı nereden buldu da referans gösterdi?

Bir yarda Kabbala -olayların tamamen İsrail, Yahudi öğretileri ve Kabbala çerçevesinde anlatımı garipti - öğretileri ile dolu, el yazmalı antika bir kitabın kütüphaneden göz göre göre çalınışına tanık oluyoruz. Şunu söylemeliyim ki, benim bildiğim hiçbir kütüphaneden bu kadar kolay bir kitabı -cin ali serisi de buna dahil- alıp çıkamazsınız ki öyle bir kitabın olduğu bir kütüphanede bunu yapabilmik... Enteresan doğrusu. Ayrıca her kitapta ait olduğu kütüphaneye ait bir etiket ya da benzeri bir işaret varken hahamın "bu kitabı nereden buldun?" diye sorması garip geliyor.

Buradan sevgili site sahibemize sesleniyorum. Biletimi hazırla :) Şimdi gelelim Kanatlı CineBonus ile ilgili düşüncelerime. O titreşimli koltukların her yüksek sesli sahnede titremesi can sıkıcı olabiliyor ve bir bağışıklık kazandığınızdan asıl yerlerde sizi korkutacak öğe olmamasına sebebiyet verebiliyor.

Film çıkışında -filmi izleyenler bilirler- sinemanın ortasında, yerde duran tek eldiven, filmden daha korkutucuydu. Ayrıca Aytaç'ın o kadar sahne ve efekt bir yana, bir trenden korkması daha eğlenceliydi. Eve dönüş yolunda, Öykü'nün canı sıkılmış bir çocuğun camın arkasında gizlenerek çıkardığı seslerden korkması, Nursel'in ise her sahnede yüzünü kapaması geceyi kurtaran artılardı.

06 Ocak 2009 Salı

Burn After Reading, Coen Kardeşler

Burn After Reading, 6 Ocak 2009 Salı, 18.45 Matinesi, Sinema Anadolu, Komedi

Blogumuzun göz bebeği olarak mısırla birlikte ilk patlatılan film, Aramızda Casus Var, Burn After Reading, oldu. Güzide sinema salonumuz Sinema Anadolu'daki bir haftalık gösterimini duyunca hemen koştuk zira hayat telaşı içerisinde gidememiştik, biletle muteber (?) fişlerimizi aldık (eveet hem de biletle muteber) bakınız,


kapıda ucunu yırttırdık ve ilk başlarda beğenmediğimiz ama film başladıktan sonra oh ohh iyimiş iyi dediğimiz koltuklarımıza yayılıp mutlu mesut filmimizi izleyeme başladık.

FİLM ANI

Ta ta ta taaaam, waaow dedirtecek bir müzikle başladı filmimiz, izlediiik birbirimize baktık izlediik izledik saate baktıık izledik arada güldük izledik bacaklarımız oturma şeklimiz yüzünden tutuldu güldüük izledik izledik, biz arayı beklerken ışıklar yandı film bitti dediler, şaşkındık birbirimize baktık ve hala gülüyorduk ;)

FİLM SONRASI

En sevdiğim bölüm, film sonrası yapılan yorumlara kulak misafiri olmak ;). Duyduğumuz ve gülmekten öldüğümüz yorum;

Bir grup gençten biri:

X: eee şimdi neydi bu, konu neydi?? (film için diyoor)
Y: Abi ama sen ana temayı kaçırmışsııııın??
X: Neymiş o?
Y: Fuck Fuck Fuck Fuck Fuck (laf John Malkowich'e galiba;))

Filmi izleyenler bu durumu çok iyi anlayacaklardır diye düşünüyor ve hala gülüyoruz..

BEĞENDİKLERİMİZ
















Cast
Afişler
Film Müzikleri
Brad Pitt Mimikleri
George Clooney Koşusu
John Malkovich Tonlaması
Tabiki herşeyiyle Linda Litzkeee yani Frances McDormant :))

Değişik, çook değişikti. Coen Kardeşler şaşırtmayı seviyor napalım, sağolsun varolsunlar :))



Coming soon: UNBORN, YES MAN ve BENJAMIN BUTTON



04 Ocak 2009 Pazar

Ne Yaptığınızın Farkında Mısınız?

Aşağıdaki yazı, Ankara'da doğalgaz sızıntısı sonucu yaşamını yitiren yedi genç için yapılan habere olan ortak bir tepkidir. Katılıyorsanız yazıyı kopyalayıp blogunuzda yayınlayabilirsiniz.

Vakit Gazetesi'ne...

Haberciliğin Yansızlık, Duyarlılık ve Etiklik ilkelerini, her şeye rağmen gazeteci kimliğiniz olduğunu düşünerek size öğretmek niyetinde ve zahmetinde değildik fakat gazetenizde yapılan haberler ve habere dayalı akla, mantığa ve vicdana sığmayan yorumlara gazeteci olamasak bile başta “İnsan” oluşumuzdan kaynaklı bir içgüdüyle tepkisiz kalamadık ve bu ilkeleri size büyük bir şiddetle hatırlatmaya karar verdik.

Ankara’da doğalgaz yüzünden ölen yedi genç ile ilgili “İsrail'in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldu” ile başlayıp devam eden haber metninizin hangi habercilik anlayışı, ilkesi ve duyarlılığı ile yazıldığını merak ediyoruz. Yaşları 19 ile 23 arasında değişen, hayatlarının baharında yedi gencin doğalgazdan zehirlenerek ölmelerini, alkole, uyuşturucuya, ahlaksızlığa, Filistin’e bağlamanız akıl alır bir şey değil ve hiçbir şekilde dine ya da insanlığa sığmıyor.

Kimse Filistin’de çocuklar ölüyor diye sevinmiyor. Hiç kimse Kuran kursu yıkılıp da altında can veren çocuklara sevinmiyor. Kimse depremde ölen binlerce cana sevinmiyor. Yılbaşı kutlaması ya da değil, alkollü ya da değil, hatta inançsız ya da değil, hiç kimse böyle bir ölümü hak etmez. Dindar geçinen bir gazetenin, inandığı din uğruna bunu söyleyebilmesini beklerdik. Ama siz yaptığınız haber ve yorumlarla, resmen "ölümü hak ettiler, kendi suçları" demeye getiriyorsunuz ve işin esas sorumlularının aranmasına engel oluyor, olaydaki ihmalin göz ardı edilmesine sebep oluyorsunuz.

Ne yaptığınızın farkında mısınız?

O çocukların kim olduğu ve ne yaptığı bilinmez. Önemli de değil, ölüm sebepleri bunlara bağlı değil çünkü. Doğalgaz sızıntısı sizi de uykunuzda yakalayabilir. Ne olursa olsun, ölüm “yaşasın, hak ettiler” denecek bir şey değildir. Bunu demek katillere icazet vermektir. Size göre alkol alan birinin, açık giyinen birinin, kızlı erkekli aynı evde bulunan birinin, bir katilden, bir tecavüzcüden daha ahlaksız olması ne kadar acı.

Sizi, acı bir olay sonucu vefat etmiş yedi genç arkasından geride kalan yakınlarını ve ailelerinin neler hissedebileceğini de düşünemeyerek her türlü akla, mantığa ve vicdana sığmayan yorum içerikli bu haber yüzünden ne çeşit tepkiler alabileceğiniz konusunda bir örnekle defalarca düşünmeye davet ediyor, yedi genç ve aileleri gıyabında şiddetle kınıyor ve bir an önce bir özür metni yayınlamanızı bekliyoruz. Özür dileyeceğinizi umuyoruz çünkü o ailelere bir özür borçlusunuz, bu ülkeye bir özür borçlusunuz.
Ölenlerin her ne olursa olsun, insan olduğunu hatırlamanız ve bu tip bir acıyı bir gün sizlerin de yaşamamanız dileğiyle... Dikkat edin, "yaşamamanız" diyoruz çünkü biz iyiyiz, biz insanız, biz kimse ölsün, evlat acısı yaşasın istemiyoruz!!!

Bir grup iyi “İNSAN”